|
Bugün, 1 Eylül Dünya Barış Günü. İkinci Dünya Savaşı’nın insanlığa yaşattığı acıların bir daha yaşanmaması adına ilan edilen ve emperyalist dünyanın da altına imza atmak zorunda kaldığı günün adıdır. 1 Eylül 1939 yılında faşist Hitler orduları, Polonya sınırından içeri girerek büyük ve kanlı bir savaşın adımını attılar. İkinci Dünya Savaşı insanlık tarihinde tüyler ürperten sayfaların adıdır. Kanın, şiddetin, toplu katliamların, ırkçılığın, vahşetin, krematoryumların, gaz odalarının, insanların diri diri yakılmasının adıdır İkinci Dünya Savaşı. Mimarı emperyalist dünya olan, barbarlığın, vahşetin kol gezdiği, insanlık namına ne varsa silinip süpürülmek istenen bir tablonun adıdır İkinci Dünya Savaşı. Ancak aynı zamanda barışın kazanılmasının tarihi destanıdır da. Direnişin, kahramanlığın, insanlığın, sosyalizmin başarısının da tarihidir. Kapitalist dünyanın insanlığa reva gördüğü yaşamın en kanlı halinin fotoğrafı olduğu gibi, bunu dünyaya egemen olmak isteyen güçlerin karşısında barış güçlerinin, işçi ve emekçi güçlerinin, halk güçlerinin, onların direnişinin fotoğrafıdır da. Ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerinin de tarihidir. Hem Hitler faşizminin, hem de işbirlikçi ülke yönetimlerinin yerle bir edildiği tarihtir. Kapitalizmin gerçek yüzünün adı olduğu kadar, yurtseverliğin, yurt savunmasının, bağımsızlığın ve Sosyalist Sovyetler Birliği’nin dünyanın başına bela olmuş faşizmi durdurmasının da tarihidir. Kapitalist tekellerin, Krups, Thessen gibi merkezlerin yetişmesi olarak meydana salınan Hitler ve desteklenen SS ve SA’ların, başta Alman halkı olmak üzere tüm dünya halklarına yaşattığı acı ve gözyaşı biliniyor. Savaşta 52 milyon dolayında insan katledildi, hayatını kaybetti. Milyonlarca Yahudi gaz odalarında öldürüldü. Krematoryumlarda yakıldı. Komünistler, ilericiler, aydın, işçi ve emekçi sınıflara mensup, eşitlik ve özgürlük yanlısı milyonlarca insan katledildi. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün ilanı bu vahşetin lanetlendiği, barışın egemen olduğu bir dünyanın yaşanmasının özlemi ve isteğidir. Kapitalist dünyanın, emperyalist ABD, İngiltere ve diğerlerinin mahkumiyetidir. Büyük kapitalist tekellerinin dünyanın üzerine saldığı Hitler’in durdurulması, ancak Sosyalist Sovyetler Birliği’nin gösterdiği yurt savunması ve kahraman direniş sonunda mümkün olmuştur. 1939 ve 1945 yılları arasında geçen sürede eşine rastlanmayan acı ve trajedilerin yaşandığı yılların önü, ancak Sovyet halkının kahramanca direnişiyle mümkün olmuş ve Hitler, zehir içerek intihar etmiştir. Faşist Hitler’in ordularını Moskova önlerinde püskürten ve insanlığın başına bela olmuş bu musibeti yerle bir eden yegane güç, Sosyalist Sovyetler Birliği halkları ve SSCB ile sıcak bağlar içinde olan devrimci partiler ve yurtsever halklardır. 22 Milyon Sovyet yurttaşı, bu savaşta direnerek hayatını kaybetti. Faşizm, ırkçılık ve kafatasçılık dünya tarihinde büyük bir darbe almış ve tüm insanlık nezdinde mahkûm edilmiş ise bunun esas payı Sosyalist Sovyetler Birliği halklarının ve onun dünya halklarına sunduğu tutum ve destektir. Hitler’in Ari ırk yaratma tutumu dünya halkları tarafından mahkûm edilmiş, bu tutum bir insanlık ayıbı olarak kabul edilmiştir. Hitler’ci kafatasçılık, utanç bir tutum olarak kınanan ve cesaret edilmeyen bir yaklaşım haline gelmişse, bu Hitler faşizminin yenilgisiyle birlikte, bu yaklaşımın hem askeri, hem politik, hem de ideolojik olarak mahkûm edilmesiyle olmuştur. Ancak ne yazık ki Hitler’in bıraktığı yerden ilerlemek isteyenler var. Bush ve çetesinin yolu da Hitler’in yoludur. ABD’nin Irak’ta, Afganistan’da, Ortadoğu’da ve dünyanın dört bir tarafında sürdürdüğü savaş, İkinci Dünya Savaşı’nda en çok zarar gören ve katliama uğrayan halk olmasına rağmen İsrail devletinin Filistin halkına karşı, Lübnan ve diğer bölge halklarına karşı sürdürdüğü savaş, Hitler’in ve Bush’un sürdürdüğü savaşın devamıdır. Onların yolunda gidenler, ırkçı ve şoven güçler, Türkiye’de de hüküm sürüyor. Irkçı ve şoven güçler, Hitler’cilik mahkum edilmiş olsa da, faşizm insanlık indinde tarihin çöp tenekesine atılmış olsa da bunu diriltmekten vazgeçmiyorlar. Bugün hâlâ elinde cetvel ve pergelle kafatası ölçmeye kalkan, kimin Alevi, kimin Kürt, kimin Türk, kimin Ermeni olduğu konusunda ‘derin’ araştırmalar yaptığını açıklayanlara rastlanıyor. Türkten başka bir halk, bir ulus, Sünnilerden başka bir inanç karşısında tahammülsüzlük sınırları aşıyor! Bugün hâlâ Kürtleri bir halk olarak kabul etmeyen, Kürtlerin, Türk halkı ile birlikte eşit ve özgür olarak, barış ve kardeşlik içinde yaşamasını hazmedemeyenler var. Bugün hâlâ dillere, kültürlere, farklı inanç ve düşüncelere tahammül göstermeyenler var. Ankara’da bugün toplanan Türkiye Barış Meclisi, tüm bu ırkçı ve şoven yaklaşımlara karşı bir tutumun, barış ve kardeşliğin çabası olarak boy verecek, gelişip güçlenecektir. Türkiye Barış Meclisi’ne, Kürt sorununun demokratik çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesinde başarılar diliyorum. Ender İmrek |